Çok sevdiğim bir Ümit Yaşar Oğuzcan şiiridir, “Ve İstanbul’a yağmur yağıyordu”…

Şu mısralarla biter şiir:
“Yağmur yağıyordu İstanbul’a
Mevsim sonbahardı.
Seninle bir ormandaydık akşam vakti
Unutulmuş bir zamandaydık
Bilmem hatırlıyor musun
Bin sincap geçti yakınımızdan
Tüyleri pırıl pırıldı yağan yağmurdan
Uzun, kırmızı bir kuyruğu vardı
Çocuklar gibi sevinmiştin görünce
Üzerinde ıssız ve ıslak otların
Keyfince oynuyordu
Yağmur yağıyordu istanbul’a
Ve ben İstanbul’u seviyordum
Yaşamayı seviyordum seninle
Seni seviyordum”
İstanbul’da Yağmurlu Günler: Sonbahar, Seller ve Dereler
İstanbul’a yine yağmur yağıyor ama bu şiirdeki tadı alamıyoruz artık o yağmurlardan. Çünkü çok şey değişti aradan geçen yıllarda.
Sonbahar bu yıl İstanbul’a yine yağmurla geldi. Meteoroloji uyarıları peş peşe geldi, valilik açıklamaları yapıldı, okullar tatil edildi. Ama görünen o ki ne uyarılar ne de altyapı yatırımları İstanbul’u selden koruyabildi. Cadde ve sokaklar göle döndü, araçlar mahsur kaldı, evleri ve iş yerlerini su bastı. Peki her geçen yıl milyarlarca lira altyapı yatırımı yapıldığı halde neden İstanbul’da su baskınları artarak devam ediyor?
Betonlaşma ve Yanlış Kentleşme:
İstanbul’un en büyük sorunu, hızla artan nüfus ve buna bağlı kontrolsüz yapılaşma. Yağmur suyunun toprağa sızabileceği yeşil alanlar, bahçeler, bostanlar ve dere yatakları betonla kaplandı. Su artık toprağa karışamıyor, doğal drenaj kanalları yok edildiği için cadde ve sokaklardan denize ulaşmaya çalışıyor. Arnavut Kaldırımlı sokaklar bile asfaltla kaplanıyor. Neymiş, vatandaş öyle istiyormuş! Yahu vatandaş çok mu meraklı çzellikle de yokuşlu sokaklarda kar yağdığında kayıp, çanağını kırmaya ya da yağmur sularının sel gibi sokağı kaplamasına.. Anlatsanız anlar. Anlatıyor musunuz? Hayır, sokaklardan nemalanan müteahhitler engel olur buna.
Derelerin Yol Edilmesi
Eskiden dere sefaları vardı. Şırıl şırıl akar, kenarları yeşil yeşil kokardı. İstanbul’da onlarca dere, ıslah adı altında beton kanallara hapsedildi ya da tamamen üstü kapatılarak yol, bina ve otopark haline getirildi. Oysa dereler, yağmur suyunun doğal tahliye yollarıdır. Bu yollar tıkandığında su, kendine yeni bir yol arar; o yol da genellikle insanların yaşadığı yerler olur.
Bostanların ve Yeşil Alanların Yok Olması
Bir zamanlar İstanbul’un çeperlerinde yer alan bostanlar, bahçeler ve meralar, hem su emici sünger işlevi görüyor hem de şehrin ekolojik dengesini sağlıyordu. Bugün bu alanların büyük bölümü TOKİ konutlarına, AVM’lere ve rezidanslara dönüştü. Sonuç: Yağmur suyunu emecek toprak kalmadı.
Altyapı Yatırımları Neden Yetersiz Kalıyor?
Her yıl yeni yağmur suyu kanalları, tüneller ve pompa istasyonları yapılıyor. Ancak bu yatırımlar, betonlaşma hızının gerisinde kalıyor. Üstelik yapılan altyapı, iklim değişikliğiyle birlikte artan ani ve şiddetli yağışları kaldıracak kapasitede değil. Kanalizasyon ve yağmur suyu sistemleri hâlâ birbirine karışıyor; bu da hem çevre kirliliğine hem de su baskınlarına yol açıyor.
İstanbul’da sel sorununu çözmek için sadece daha fazla beton dökmek yetmez. Yapılması gerekenler belli:
- – Dere yataklarını yeniden açmak ve doğal akışına bırakmak,
- – Yeşil alanları, bostanları ve parkları korumak, artırmak,
- – Yağmur suyu hasadı ve geçirgen yüzey uygulamalarını yaygınlaştırmak,
- – Altyapıyı iklim krizi gerçeğine göre yeniden planlamak,
- – Kentleşme politikalarını bilimsel verilere dayandırmak.
İstanbul’un yağmurlu günleri, eğer doğayla barışık bir şehir planlaması yapılmazsa, önümüzdeki yıllarda daha çok sele, göle ve gözyaşına sahne olacak. Unutmayalım: Şehri sel basmıyor; biz seli şehre davet ediyoruz.
Artık biraz bilinçlensek de şu canım şiiri eski tadında okuyabilsek, istemez misiniz?
Yaşar Yalın – Fotohaber.com
